Peter GOLD
Türkçesi: Mine Koçak
Müzik, Gürcü toplumunda her zaman önemli bir yere sahip olmuş ve bunun bir sonucu olarak, oldukça iyi belgelenmiştir. İlk derlemeciler, toplumun tüm katmanlarının müzikleriyle ilgilenmişler ancak kilise ve saray müziğini ön planda tutmuşlardır. Burada, sözkonusu kayıtlar kronolojik olarak ele alınacaktır.
Gürcü müzikal tavrına ilişkin kaydedilmiş olan ilk gözlem büyük klasik Yunan tarihçisi Ksenofon’a aittir. Ksenofon, Mosinoiçoi olarak, ya da (bugünkü Lazistan’da hala benzeri görülebilecek olan) Mosines adı verilen ahşap kale benzeri barınakları nedeniyle “kulübeliler” (wigwam lodgers) olarak adlandırdığı (büyük olasılıkla Laz’ların ataları olan) bir Güney Kolhis kabilesiyle Yunan ordusunun karşılaşmasını anlatır. Onları kaba ve ilkel bir toplum olarak tasvir eder: “İnsanoğlunun mahrem olarak yaptığı şeyleri onlar toplum içinde yaparlar; yalnız olduklarında ise insanoğlunun topluluk içinde yaptıklarını yaparlar; kendi kendilerine konuşur ve gülerler, herhangi bir yerde durup sanki gösteri yapıyorlarmış gibi dans ederler.” Ksenofon, Mosinoiçoi’nin nasıl savaş düzeni aldıklarını anlatarak devam eder. “Birbirine bakan iki sıra halinde gruplaşmışlardı ve her bir sıra, bir kalkan, büyük bir mızrak ve savaş baltası taşıyan yaklaşık yüz erkekten oluşuyordu.” Ksenofon daha sonra, savaşa ritüel bir ön hazırlık olarak lider öncülüğünde icra edilen şarkı söylemeye benzer bir şeyi tasvir etmektedir: “Sonra, birisi başı çekti ve diğerleri ritimle şarkı söyleyerek onu takip ettiler (bu, hem birlikte hem de uyum içinde şarkı söylemek olarak yorumlanabilir) ve eski Helen ordu ve kamplarına doğru ilerleyerek, düşmana saldırdılar. Ardından, zafer kutlaması ve yürüyüşe eşlik görevi gören bir savaş şarkısı duyuldu: “Ve ölülerin kafalarını uçurup, kellelerini Elenler’e ve düşmanlarına doğru salladılar, birtakım melodiler söyleyerek gittiler”. İberya’nın hıristiyanlaşmaya başladığı yıllarda, müziğin kralın sarayında belirli bir işlevi vardı. Gürcü tarihçi Prens Vahuşti’ye (1842) göre: “Kral görünür, ve ardından borazan ve davullarıyla alt ve üst tabakadan insanlar ve çeşit çeşit müzik grupları törenlere başlarlar. Kral’a saygılarını ifade ettikten sonra birbirlerine ekmek ve şarap ikram ederek ziyafet çekerler ve şölenler yaparlardı. Buna bir halka etrafında dans ve müzik de katılırdı ve tüm bunlar üç gün sürerdi.”
Gürcü şarkı kompozisyonlarının ilk yazılı kayıtları, hem dini hem de dindışı şarkı metinleri şeklinde M.S. onuncu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Yedinci yüzyıldan bugüne dek şarkı Keenoba, Sahioba, Mtshetoba gibi senkretik hıristiyan bayramlarında kullanılmıştır.
Dini Müzik
Müziksel düşünce, kilise dünyasında büyük bir gelişme yaşamıştır. Dördüncü yüzyıldan itibaren kilise, Gürcü toplumunun tüm katmanları üzerinde giderek artan bir etkiye sahip olmuş ve devlet işlerinde bütünleyici bir öge haline gelmiştir. Gürcü keşişler dünya gezginleri olmuşlar ve Yunanistan’daki Athos Dağı’ndan kutsal topraklardaki Sina Dağı’na kadar manastırlar kurmuşlardır. Antik Gürcü müziğinin fiziksel kanıtlarının bize ulaşması, birkaç yerli kaynağın yanında bu manastırlar sayesindedir. İlk ve en ünlü ilahi bestecileri Handztalı Saint Gregory (759-862), ve onuncu yüzyılda yaşamış olan İoane Mabevari ve Mihael Modrekeli idi. Bu bestecilerden Modrekeli’ye ait olan eserler, antik Gürcü müziği hakkındaki çağdaş çalışmalar için büyük değer ve önem taşır. Stihirari (Şiir Kitabı) olarak bilinen mevcut en eski Gürcü ilahileri koleksiyonunun derleyicisidir. Bu kolleksiyon, ismi Gürcüce’de “diz çöken” ya da “dizleri bükük” anlamına gelen besteci Modrekeli’nin yönetiminde oluşturulmuştur ve sekizinci, dokuzuncu ve onuncu yüzyıllara ait ilahilerin yeniden değerlendirilmesini içerir. Bu ilahilerin çoğu, orijinal Yunanca’dan çevirilerdir. Onları Gürcü yapan, müzikal karakterleridir.
Ünlü Gürcü dilbilimci, Pavle Ingorokva’ya göre onbirinci yüzyıldan kalma bir metinde, vokal müziğin iki türünden bahsedilmektedir: Yunan ve Gürcü; birincisi teksesli, ikincisi (üç sesli) polifoniktir. Bu nedenle Yunan ilahileri benimsenirken müziğin, Gürcü estetik beğenisini tatmin edecek şekilde yeniden yazılması gerekmekte, sadece metin el değmemiş olarak kalmalıydı.
Lang’a göre onikinci yüzyıla ait bir kaynakta şöyle yazmaktadır: “Halkımıza yabancı olanlar Yunan ilahileridir”. Müziksel olarak, Yunanlılar’dan alınan tek şey, her ilahinin başında dzlispiri ya da Cantus Firmus’un hangi entervalleri alacağını belirleyen ve Gürcüce’de “şan” olarak bilinen Echoi, yani sekiz kısımlı makam sistemidir. Gürcü ilahileri iki temel ögeye sahiptirler. Birincisi, üç sesli olarak söylenirler. Ingorokva, güçlü nedenlere dayanarak dzlispiri’ye eşlik eden seslerin Gürcü halk armonizasyonundan kaynaklandığını öne sürmektedir. İkincisi, kelimelere satırın hem üstüne hem altına konan küçük kırmızı müziksel işaretler eşlik eder. Bunların, M.S. onuncu yüzyıldan birkaç yüzyıl önce yaratılmış olan Gürcü müziksel nevme’leri olduğu bilinmekteydi, fakat anlamları sonraki kuşaklara bir şey ifade etmiyordu. 1962 yılına dek, bu nevme’lerin herhangi bir yorumu yapılmamıştı. Ingorokva, 1300’den fazla ilahi üzerinde yaptığı yıllar süren detaylı çalışmalar sonucunda bu işaretleri çözmüş ve temel melodileri yeniden kurmuştur. İlahilerin bazılarını çağdaş benzerleriyle karşılaştırarak, yaptığı nevme yorumlarının doğruluğunu kanıtlamıştır.
Her ilahi, verili herhangi bir makamın dizisel yapısı içindeki bir ses perdesini gösteren sekiz fonemik figür içerir. Bunlardan dört tanesi satırın altında (alt tetrakord içindeki perdeler), diğer dördüyse satırın üstünde bulunur (üst tetrakord içindeki perdeler). Dzlispiri orta ses olur ve ilahinin bas ve tenor sesleri, büyük olasılıkla yerel çeşitlemelere maruz kalarak halk çoksesliliği kalıpları içinde söylenirken, dzlispiri her zaman sabit kalır.
Dindışı Müzik
Feodal çağlardaki soylu sınıfların müziği de dikkate değerdir. Müzik, Gürcü Sarayı tarafından himaye edilirdi. Belyaev prenslerin, Gürcü halk yaratılarının en iyilerini temsil eden zengin repertuarlara sahip olan en seçkin halk şarkıcı ve çalgıcılarını hizmetkârları arasına aldıklarını belirtmektedir. Vezinli şiir türü (od) saray bestelerinde oldukça önem kazanmış ve Mravaljamier ya da duacılar sayesinde uzun süre yaşamıştır. İleride göreceğimiz gibi Mravaljamier, en yaygın sofra ve şölen şarkısı biçimleri olarak köylü nüfus arasında varolmaya devam etmiştir.
Altın Çağda Müzik
II. David’in saltanatıyla birlikte güçlü bir felsefi, edebi, ahlaki ve şiirsel ifade ortaya çıkmıştır. Doruk noktasına Tamar döneminde ulaşmış olan bu sanatsal rönesansın etkileri müzik üzerinde de görülmüştür. Altın Çağ Mgosani’nin ortaya çıkışına tanık olmuştur.
Mgosaniler Mşvelidze’ye göre, “şiiri, şarkı söylemeyi ve müziği iç içe geçirmiş olan ve kesinlikle profesyonel nitelikte” halk sanatçılarıydılar. Sanatları, Gürcüstan’ın geleneksel halk müziği içinde demlenmiş olmasına rağmen Onlar, “Ortaçağ Gürcü toplumunun kentli ayrıcalıklı sınıfların” kendilerini sanatsal açıdan ayrıştırmalarına hizmet etmişlerdir. Mgosani öncelikle şiirleriyle tanınırdı. Belyaev, Mestvire’nin* ya da Gürcüstan köy ozanının, onun mirasçısı olduğunu söylemektedir. Mgosani’nin temel ürünleri aşk şarkılarıydı, fakat onlar, aynı zamanda şölenler için ve kahramanların ve kahramanlıkların yüceltilmesiyle ilgili şarkılar da yazmışlardır.
Bir saray düğünü, diğer eğlence biçimleri kadar, çok sayıda müziksel etkinliğe de sahne olurdu. Lang’a göre, 1189’da Kraliçe Tamar ve David Soslan’ın düğün günlerinde, şövalyelere has yiğitlik gösterilerinin yanı sıra, halk ozanlarının (Mgosani) katılımıyla, müzikli bir Sahioba gösterisi de yapılmıştı.
Od yazımı, onikinci yüzyılda gelişip serpilmiş ve Mgosani şarkılarında, bu şiirsel eserlerden seçmeler kullanılmıştı. Şatveli ve Çahruhadze gibi büyük od yazarları, birçok halk şarkısı için ilham kaynağı olmuşlardı. Belyaev Çahruhadze tarafından yazılan bir oddan aşağıdaki alıntıyı veriyor. Bu od, Kraliçe Tamar adına bestelenmiştir ve Gürcüstan’ın en çok sevilen kadın kahramanının adına bestelenen şarkı ve şiirlerin sayısız örneklerinden birini temsil eder:
“Çalgılar dua etti, aylar görünmez oldu ve siz gökyüzü oluverdiniz, bir bulut, bir gül.
Artık karanlığa yer yok: Siz bir meşale gibisiniz, kalbiniz ve ışığınızla tehditler savuruyorsunuz.
Güneşe meydan okuyan yüzünüzü görünce, güneş hakkında tek bir şey söylenebilir: “Kör bir ışık”.
Siz herşeyden daha hayırlısınız, güneşse en az hayırlı olanı.
Sanki hiç güneş yokmuş gibi.”
Kent Müziği:
a) Doğu Etkisi:
Moğol yönetimi boyunca Gürcü uygarlığının diğer yönleri gibi, müzik de zarar görmüştür. Moğollar, Gürcüstan’dan çekildikten sonra, müziksel etkinlik bir canlılık yaşamıştı, fakat ulusal bir Gürcü kimliğinden yoksundu. Ülkenin, batıda Osmanlı’nın emelleri ve doğuda İran hareketi arasında bir tampon işlevi görmesi nedeniyle, gerek fiziksel olarak gerekse yaratıcılık açısından ulusal bir kimliğin oluşması pek mümkün olmamıştı. İran, İberya’yı aldıktan sonra, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar, saray ve kent çevresinde İran kültürünün güçlü etkisi görülmeye başlandı. Tiflis, yörenin kültürel ve ekonomik merkezi halini aldı. Kente ait müzik geleneği ivme kazanmış, kırsal alanın müziksel geleneğinin yaygınlığı karşısında etkisiz kalsa da var olmaya ve gelişmeye devam etmiştir. İran, Ermenistan ve Azerbeycan’ı da içeren Doğu geleneği, bu dönemde kent çevresine de nüfuz etmişti. Bu gerçek, Gürcüstan, Ermenistan, Azerbeycan ve Dağıstan’da Aşuğ olarak bilinen doğulu ozanların ortaya çıkışıyla iyice belirginleşti. Onyedinci yüzyılda Aşuğ’un ortaya çıkışıyla birlikte Mgosani geleneği somut bir iz bırakmaksızın ortadan kayboldu. Aşuğ’un Mgosani’nin bazı özelliklerini miras aldığı söylenebilse de, aralarında birçok farklılık vardır. Bu farklılıkların temeli, Mgosani’nin sanatının yerel kaynaklarla bağlantılı olmasına karşın, Aşuğ geleneğinin bundan yoksun oluşudur. Tiflisli Aşuğ’ların en ünlüsü Ermeni Aşuğ Sayat Nova’dır (1712-1795). Sayat Nova, II. İrakli döneminin (1762-1798) saray şairidir ve şiirlerini Gürcüce, Ermenice ve Türkçe olarak bestelemiştir. Günümüz Aşuğ şarkıları müzikteki Doğu (genellikle İran) etkisini kanıtlar. Örnek 1, bu etkiyi açıklamak için yararlı olabilir.
b) Rus Etkisi:
Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısından sonra, Kafkaslar’da Rus politik ve ekonomik etkisinin kendini dayatmasıyla, kent halk müziği üzerinde Rus-Batı Avrupa etkisi de görülmeye başlanmıştır. Koral müzik yeniden kullanılmaya başlanmıştı; fakat kırsal bölgelerin kendine özgü çoksesliliğinden farklı olarak bu çokseslilik biçimi dikey karakter taşıyordu ve Batı sanatsal geleneğinin güçlü etkisi altındaydı. Şarkı metinleri iki temel kaynaktan doğmaktaydı. Bunlardan birincisi kent halk şarkıları üzerinde gözle görülür etkilere sahip olan iki şairin ortaya koyduğu toplumsal-edebi hareketti. Bu şairler Grigori Orbeliani (1800-1883) ve Akaki Tzereteli (1840-1915) idi. Diğer kaynak, popüler operalar ve Rusya ve Ukrayna’ya ait popüler halk şarkılarıydı. Örnek 2, Gürcü kent halk şarkısının Rus-Batı Avrupa üslubunu göstermektedir.
DİPNOTLAR
Yazarın, The Musical Culture of Georgian Countryside (Gürcü Ülkesinin Müzikal Kültürü) (Yayınlanmamış doktora tezi, Indiana Üniversitesi Kütüphanesi, 1968) adlı araştırma çalışmasının 1. Kısım (“Giriş”), 1. Bölümü’nün alt başlığıdır (“Music History”).
ESERİN KAYNAKÇASI:
Xenophon, The Anabasis, W.H.D Rouse tarafından çevrilmiştir, (New York), 1959, s. 120.
Xenophon, a.g.e., s. 121.
Lang, David M. The Georgians, (New York, 1966), s. 149.
Ingorokva, Pavle, “Lost Hymns of Georgia”, The UNESCO Courier’in içinde, (Paris, 1962).
Lang, David M., a.g.e., s. 149.
Belyaev Victor, Essays on the Musical History of the Peoples of the USSR, Vol. II, (Rusça ve Gürcüce), (Moskova, 1963), s. 280.
Mşvelidze Şalva, Georgian Urban Folk Songs, (Rusça ve Gürcüce), (Moskova, 1961), giriş bölümü.
Lang, David M., a.g.e., s. 150.
Belyaev Victor, a.g.e., s. 280.
Kaynak:
Boğaziçi Üniversitesi Folklör Kulübü, Dans Müzik Kültür, Folklora Doğru, Çeviri Araştırma Dergisi, Sayı 62, sayfa: 177-181