Kitap Adı: Çıkış Kitabı
Yazar: Iaki Kabe
Sayfa Sayısı: 108
Yayın Evi: Dedalus
Gürcüce Aslından Çeviren: Parna-Beka Chilashvili
Değerlendiren: 1918
Etnik Gürcülerin sivil katliam, işkence, yağma ve zorla göçe maruz kaldığı Gürcistan’ın Abhazya bölgesindeki etnik temele dayanan iç savaşta hayatta kalma mücadelesi veren bir çocuk ile bu çocuğun dede ve ninesinin hikayesini anlatıyor yazar Iaki Kabe.
“Şimdi herkes çıplak geziyor ya, ben kocamı bile bu kadar çıplak görmemiştim. Bakma şimdi benim onu yıkayıp keselediğime, biz yatağa girdiğimizde şöminedeki ateşin ölü ışığını bile bırakmazdık. Eskiler aynı sedirde bile uyumazdı” Sayfa 48
Yukarıdaki bu cümleleri kuran sıradan bir Hristiyan kadın tıpkı Türkiyeli sıradan bir kadının iffet algısına sahip idi. Bu sözlerden sonra onların bizim gibi değil bizim onlar gibi olduğumuz fikrini bir kez daha hatırlamakta fayda var gibi görünüyor. Bu satırlarda, Türkiye’de, Hristiyan olan halklar hakkındaki cinsel algının gerçeklerden ne kadar da uzak olduğunu görebilmekteyiz.
“Ta başında, insanlar gemilerle taşınmaya başlanınca, köpekler içinde sahibinin bulunduğu geminin peşinden yüzerek gidiyordu. Deniz, yüzen köpeklerden geçilmiyordu. Sonra aynı deniz, köpeklerle insanların suyun yüzeyinde sürüklenen cesetleriyle dolup taşıyordu.” Sayfa 58
“Çeçenler, Abhazlar ve Rus Kazaklar, kurşuna dizdikleri Gürcülerin başlarıyla Gagra Stadyumunda futbol oynamışlardı.” Sayfa 73
“Niye sözünde ısrar ediyorsun, bilet bulman mümkün değil. Uçağı düşürmelerinden niye korkmuyorsun? Birkaç gün önce bir uçak vurduklarını ve uçağın denize düştüğünü bilmiyor musun? Yolcu uçağıydı ve içi silme insan doluydu, kurtulan olmadı, uçaktaki herkes öldü.” Sayfa 96
Uluslararası insan hakları raporlarıyla sabit pek çok insanlık dışı manzaraya şahit olunan bu savaşta 20. Yüzyılın son katliam ve sürgünlerinden biri gerçekleştirildi. Sovyetlerin dağılmasının ardından, Rusya, Kafkasya halkları arasında pek çok çatışmanın fitilini ateşledi. Çıkış Kitabındaki hikâye ise en kanlı çatışmalardan birinin yaşandığı Gürcistan’ın Gagra şehrinde geçiyor. Rusya’nın Sochi kentine yakın sınırında bulunan Gagra’da yaşanan çatışmalar sonrasında şehirde hiç Gürcü kalmamıştı.
“Bizi bu hale düşürenler gün yüzü görebilir mi? Her şey Moskova’dan gelen o Beyaz Tilki’nin başının altından çıktı” Sayfa 87
“Dedemin Beyaz Tilki dediği adam içinse, o gelecek ve Ülkeyi Düzene sokacak diyorlardı. Dünyada onu tanımayan yok, adı biliniyor, önemli ilişkilere sahip. Havaalanından Kutaisi’ye telefon ettiler. Araba yola çıktı, bekleyin, başka türlü gelmeyin, dediler. Araba geldi; şoför, iki belgem var, dedi. Hem bunların hem de onların; sorduklarında evrakı birbirine karıştırmamak, doğrusunu göstermek önemli. İki tarafa da kendilerinden yana olduğunu inandırıcı biçimde açıklayacak ve düşmana verip veriştireceksin.” Sayfa 106
Gagra’daki çatışmalardan kaçarak Rusya sınırı üzerinden Gürcistan içlerine varabilen küçük kahramanımız bu sefer de savaş sırasında Rusya etkisi ile iktidardan indirilen tam bağımsızlık yanlısı Zviad Gamsakhurdia yanlıları ile Rusya’nın desteklediği Beyaz Tilki Eduard Shevardnadze’nin çatışmaları arasında kalıyor.
Bir iç savaşın sivil halk üzerindeki psikolojik etkilerinin görüldüğü bu kısa ama içeriği zengin kitap bizleri bir çocuğun iç dünyasına, hissettiklerine ve anılarına yolculuğunu anlatıyor. Kitapta yalnızca savaş hikayeleri değil aynı zamanda halkın günlük yaşayışı, inancı ve kültürü hakkında da diyaloglar yer almakta. Yazar politik konulara pek değinmiyor ancak değindiği noktalarda her iki tarafın da argümanlarından diyaloglar paylaşıyor. 1992 yılında patlak veren savaşta Gürcistan’ın Abhazya bölgesinde yaşayan Gürcülerin etnik temizliğe maruz kalması sırasındaki bir yaşam mücadelesini ve Rusya üzerinden Gürcistan içlerine kaçışın hikayesini okuyoruz.