Abraham ASCHER, Kitap Bölümü: Gürcistan’da Menşevizm, Kitap: Rus Devriminde Menşevikler, syf: 48-51
Batı Transkafkasya’da yaklaşık iki milyon nüfuslu bir bölge olan Gürcistan’da Menşevizm’in tarihi, ayrı olarak ele almaya değecek ölçüde olağandışıdır. Menşevizm yalnızca Gürcistan’da aydınlar, işçiler ve köylüler arasında derin kökleri olan bir kitle hareketi şeklinde evrilmişti. Yine burada, Menşevikler 1918-21 arasında, Sovyet Rusya’dan ayrılan bağımsız bir devleti (Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti) yönettiler. Bu dönemde Rusya’daki Menşevikler, (Gürcistan’daki) kendi arkadaşlarını, ayrılıkçı çizgilerinden ötürü ve Bolşeviklerin olası bir saldırısını püskürtmek üzere, İtilaf Kuvvetleri’ni kendi ülkelerine askeri birlikler göndermeye davet etmelerinden ötürü dışladılar. Aralık 1918’de, Menşevik Parti “Gürcü Yoldaşların” politikalarının, kendileriyle herhangi bir örgütsel bağ kurulmasını engellediğini resmen açıkladı. (48) Bu yüzden, Gürcistan’daki Menşevizm’in kendi program ve politikalarına sahip, ayrı bir parti oluşturduğu ileri sürülebilir. (49)
1903’ten 1917’ye dek, Gürcü Menşevikler tüm Rusya hareketinin bütünsel bir parçasıydılar. Birkaç isim vermek gerekirse, Irakli Chereteli, Noe Zhordania, Nikoloz Chkheidze, Akaki Chkhenkeli yerel işlerden çok ulusal (yani, tüm Rusya çapındaki) siyasetle ilgileniyorlardı. Bolşevikler’in iktidarı ele geçirmesinden önce, Gürcü milliyetçiliğini pek az önemsiyor ve ayrılıkçılığı hiç savunmuyorlardı. Transkafkasya sosyalizminin kurucusu ve seçkin bir teorisyen olan Zhordania ulusal azınlıkların özerlik taleplerini ütopik diye, ısrarla reddediyordu. Ona göre, Rusya İmparatorluğu’nun demokratikleşmesiyle birlikte, Gürcistan’a tanınacak özgürlük ortamında gerçekleşecek özerklik, arzulanan ulusal kimliğin tanınmasına olanak verecekti. 1910’da Gürcü Menşevikler bu tutumda hafif bir değişiklik yaparak dil ve kültür konularında özerkliği savunmaya başladılarsa da bu onların Rusya ve uluslararası sosyalizmin amaçlarına bağlılıklarını asla zayıflatmadı.
Yine de 1917 öncesi dönemde Gürcü Menşevikler’in taktik ve önerilerinin dikkatlice incelenmesi o sırada bile, bu grubun Menşevizm’in resmi programından bir ölçüde ayrıldığını gösterir. Bu, Gürcistan’daki özel koşullar altında pek de şaşırtıcı değildir. Büyük ölçüde dağlık olan bu bölgedeki köylüler toprak kıtlığından, imparatorluğun öbür bölgelerindeki köylülerin çektiğinden çok daha şiddetli bir acı çekiyorlardı. Örneğin 1905’te Gürcistan’daki Kutaisi eyaletinde köylülerin yüzde 89’unun çiftlikleri 4.5 dönümden fazla değildi ve bu da ancak ölmeden süründüren bir genişlikti. Üstelik, asıl Rusya’da daha 1880’li yıllarda kaldırılmış olan bir dizi köylü vergisi de Gürcistan’da hala yürürlükteydi. Bu durumda, bu bölgedeki kırsal nüfusun özellikle militan eylemlere başvurması şaşırtıcı olmasa gerek. Karışıklıklar 1902’de başladı ve doruk noktasına 1905 Devrimi sırasında ulaşarak yıllarca sürdü; bu sırada birçok yerde, seçimle gelmiş olan komiteler yerel yönetimleri devirdi ve onların kimi yönetsel işlevlerini de kendileri üstlendiler. Köylülerin toprak sahibi olmak istedikleri gün gibi açıktı ve bu, Marksist sosyalizmin ilkelerine kuşkusuz ters düşüyordu. Birçoğu kırsal kökenli olan Gürcü Menşevizmi’nin önderleri köylülerin bu özlemine yakınlık duyuyorlardı. Partinin, toprağın “belediyeye devredilmesi” çağrısını resmen tanımıyorlardı; programın bu maddesini açıkça bir yana atıyor ve bunun yerine, özel mülkiyeti savunuyorlardı. Onlar pragmatizmleri nedeniyle, köylülerin yanı sıra işçileri de büyük ölçüde harekete geçirmeyi ve peşlerinden sürüklemeyi başardılar. Oysa, Rus yoldaşları bunu başaramadı.
1917 Kasımı’nda Bolşevikler iktidarı aldıklarında, Menşevikler’in Sovyetleri denetlediği ve geniş kitle desteğine sahip oldukları Gürcistan’da otoritelerini kabul ettiremediler. Yine, Rus yoldaşlarından daha büyük bir politik ve ideolojik esneklik ortaya koyan Gürcü Menşevikler, bir hükumet kurarak 1918 Mayısı’nda, Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan ettiler. İki buçuk yıl boyunca, içinde bulundukları çetin koşullara uydurmaya çalıştıkları demokrasi ve sosyalizm hedeflerine ulaşmak için çabaladılar.
Yeni devletin karşı karşıya olduğu en ivedi sorun güvenlikti. Komünistlerin devleti içten yıkması gibi çok muhtemel bir tehlike vardı ve Beyaz orduların yanı sıra Bolşevik ordular tarafından da istila edilme tehdidi söz konusuydu. Menşevik hükumet (Şubat 1918’de) Komünist Parti’yi yasadışı ilan ederek, önce birinci tehlikeyi göğüsledi; ikinci tehlike olan dış saldırıya karşı ise toprağındaki Alman birliklerine hoşgörülü davranmayı seçti. 1.Dünya Savaşı sona erip de Almanlar çekildiğinde, Gürcüler aynı nedenle (bu kez de) İngiliz birliklerini olumlu karşıladılar. Özellikle, her tür yabancı müdahalenin Menşeviklerce resmen kınanmış olması ışığında, bunlar kolay verilmiş kararlar değildi; ama devlet başkanı olan Zhordania’nın dile getirdiği şu ilkenin mantıksal sonucuydu: “Batı’nın Emperyalistlerini, Doğu’nun fanatiklerine yeğ tutarız.” (50)
Menşevikler’in iç programı, onların ülke içindeki politik egemenliğini pekiştirmeye yardımcı oldu. Demokratik bir hükumet biçimi oluşturdular ve 1919 başlarındaki seçimlerde, Ulusal Meclis’teki 130 sandalyenin 105’ini kazandılar. Sürüncemedeki toprak sorununu, 16 dönümün üzerindeki tüm özel topraklara el koyarak ve bu toprakları (Çar ailesini, imparatorluk hükumetinin ve kilisenin mülkleriyle birlikte) yoksul köylülere kiralayarak çözdüler. 1919’dan sonra, köylüler nominal bir fiyatla toprak alabilirlerdi. Ayrıca, Menşevik hükumet belli başlı sanayileri ve iletişim araçlarını da millileştirmişti ve böylece 1920’de, tarım dışı emekçilerin yaklaşık yüzde 90’ı devlet ya da kooperatif işletmelerinde çalışıyordu.
Dış saldırı tehlikesi nedeniyle, Gürcü cumhuriyeti devletin kıt gelirlerinden, orantısız bir pay yutan bir askeri güç yaratmak durumundaydı. Bir gönüllüler milisi olan ve demokratik bir tarzda yönetilen Halk Muhafızları bu gücün nüvesi olmaya başladı: Subaylar seçiliyor ve dönemsel asker kongreleri kararların alınmasına katılıyordu. Ayrıca, küçük bir düzenli ordu da vardı ve olağanüstü zamanlarda yaklaşık 50 bin kişi seferber edilebiliyordu.
Parti örgütleri büyük ölçüde devletin yönetilmesine ve hükumet kararlarının yerine getirilmesine yardım eden, geniş bir yerel gruplar şebekesinden oluştuğu için, Menşevikler ülkeyi oldukça başarılı bir şekilde yönettiler. Üstelik hükumetin halktan yaygın kabul gören reformcu programı yüzünden, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra komünistlerin eline geçen öteki devletlere göre, burada büyük ölçüde politik istikrar sağlanabilmişti. Ama Gürcistan, yoksul ve küçük bir ülkeydi ve cumhuriyete saldırma kararını verdikleri anda Bolşevikler’le boy ölçüşemezdi.
Başlangıçta komünistler Beyazlara ve yabancı ordulara karşı mücadeleyle öylesine meşguldüler ki, Gürcistan’a karşı kararlı bir darbeyi göze alamadılar. Gerçekten de 1920 Mayısı’nda, Polonya’yla yakın bir savaşın endişesini taşıyan Leninist rejim, “Gürcistan devletinin bağımsızlık ve egemenliğini koşulsuz” tanımayı kabul etti. (51) Bu anlaşmanın gizli bir maddesiyle, Gürcü hükumeti 1919 Kasım başarısız coup’sundan sonra tutuklanan tüm komünistleri serbest bırakmayı vaat ediyordu. Menşevikler komünist partiyi de yasallaştırdılar; o da hemen, hükumete karşı ajitasyona girişti. 1921 başlarında Moskova, Gürcistan’da bir komünist ayaklanma çağrısı yaptı ve Kızıl Ordu’ya, isyancılara yardım etmek üzere bu ülkeye yürümesini buyurdu. Menşevik önderler Moskova’da komünist yöneticilerle istila konusunu tartışmaya çalışırken, onlar Sovyet saldırısı konusunda bir şey bilmediklerini iddia ediyorlardı. Gürcüler yiğitçe savaştılar, ama tüm Gürcistan’ı işgal etmek Kızıl Ordu’nun yalnızca bir ayını aldı. Bu da bir ülkeyi yönetme konusundaki biricik Menşevik deneyin sonunu belirledi.
Kaynakça:
(48)-Partiinoe Soveşçanie RSDRP, 27 dekabrya 1918 g.-1 invarya 1919 g. (rezolyutsii), (Moskova, 1919), s. 27.
(49)-Benim Gürcü Menşevizmine ilişkin incelemelerim, ağırlıklı olarak, Richard Pipes, The Formation of the Soviet Union: Communism and Nationalism 1917. 1923 (düz bsk. Cambiridge, Mass., 1964), ss. 17-18, 210-14, 227-28, 234-41’deki yetkin tartışmalara dayanıyor. Ayrıca bkz. Gregori Uratadze, Vospominaniya gruzinskogo sotsial-demokrata (Stanford, 1968); V.S.Voitinski, La Democratie Georgienne (Paris, 1921); K. Zalevskii, “Natsionalniya Dvijeniya”, obşçesivennoe dvijenie v Rossi v Naçale XX veka, IV, kısım 2 (st. Petersburg, 1911), ss. 222-7; Noah Jordanya, Moya jizn’ (Standford, 1968).
(50)-Akt. Chamberlin, agy, II, s. 409.